Kötülük Problemi (Teodise) ve Karşı Argümanlar

Kötülük problemi nedir?

Kötülük problemi yada diğer bir ismiyle Teodise, uzun yıllardan beri başta din felsefesiyle uğraşan filozoflar olmak üzere bütün düşünürlerin üzerinde kafa patlattığı bir alandır. En genel manasıyla teodise, tanımı gereği ‘’mutlak iyi’’ olan bir Tanrı’nın var olduğu bir dünyada; doğal afet, savaş, sakat doğum ve buna benzer ‘’şer’’ olarak nitelendirilebilecek kötülüklerin ‘’nasıl? ve ‘’neden?’’ olduğunun paradoksudur diyebiliriz. Helenistik felsefe filozofları arasında bulunan Epikür, bu problemi ortaya atan ilk düşünürdür. 

Epikür’ün Ortaya Attığı Paradoksun Mantıksal Düzlemde İşlenişi;

Epikür tüm inananlara en basit haliyle şunu sorar;

  • ‘’Tanrı kötülüğü engellemek istiyor fakat bunu beceremiyorsa, O herşeye kâdir/mutlak güçlü değildir. Ki bu onu Tanrı yapmaktan alıkoyar.’’
  • ‘’Tanrı kötülüğü ortadan kaldırabilecek güce sahip olmasına rağmen bunu istemiyorsa, O art niyetlidir. Ki bu durum da bilinen Tanrı tanımına aykırıdır.’’
  • ‘’Tanrı hem kötülüğü ortadan kaldırmak istemiyor hemde istese bile bunu zaten yapamıyorsa, bu Onu artniyetli ve herşeye kâdir olmayan bir Tanrı yapar. Bu sıfatlara sahip bir varlık da Tanrı olamaz.’’
  • ‘’Tanrı kötülüğü hem ortadan kaldırmak istiyor hem de buna gücü yetiyorsa, (ki Tanrı tanımına en uygun yaklaşım budur.) o halde kötülük neden var? Kötülüğün kaynağı nedir?

Kötülük Problemine Karşı Geliştirilen Argümanlar

Teistlerin çoğu bu denklemi kurmadan önce kötülüğün ne olduğunu ve neden engellenmesi gerektiğini sorgulamaya açarlar. Bazı düşünürler kötülük kavramını sınıflandırarak, ‘’ahlaki kötülük’’ ve ‘’doğal kötülük’’ olarak iki ana başlıkta buluşurlar. Buna göre ahlaki kötülük; acımasızlık, aldatma, yalan, hırsızlık, hak yeme, soykırım ve zulüm gibi insan kaynaklı ortaya çıkan kötülükler olarak değerlendirilirken, doğal kötülük ise; hastalık, deprem, kasırga, volkanik patlama ve kuraklık gibi insan eylemlerinden bağımsız gelişen kötülükler grubundadır. Bu bağlamda incelendiği zaman Teistler yani bir Tanrı’nın varlığını savunanlar; ahlaki kötülüğün sorumlusunun insan ve özgür iradesi olduğunu dile getirmiş ve bu tarz kötülüklerden ortaya doğan sonuçların Tanrı’ya atfedilmemesi gerektiğini öne sürmüşlerdir. Doğal kötülük adına tartışmalar devam ederken, kötülük problemi ve islâm nasıl yanyana geliyor inceleyelim.

İslâm Camiası’nda Kötülük Probleminin İşlenişi

Enbiya Suresi 35. ayette; ‘’Her canlı muhakkak ölümü tadacaktır. Biz sizleri hem şer ile hem de hayırla deneyip, imtihan ediyoruz. Siz bize döndürüleceksiniz.’’ denmekte. Müslümanlar içinde bulunduğumuz dünyanın bir ‘’imtihan’’ olduğunu söyleyerek, gerçek dünyaya öldükten sonra ulaşacağımızın görüşünü benimserler. Bu bağlamda incelediğimiz zaman öldükten sonra bir mükafata erişebilmek, bu dünyada belli kötülükler karşısında takındığımız tutuma ve verdiğimiz kararlara bağlı diyebiliriz. İnsan olarak tamamen iyiliğin ve güzelliklerin olduğu bir dünyada, buraya ne için gönderildiğimizi anlama algısına asla ulaşamazdık. Risale-i Nur külliyatı ile nam salmış Said Nursi de, dünyada herşeyin zıttı ile bilindiğini; beyazın siyah sayesinde bir anlamı olduğunu, sağlığımızın kıymetini var olan hastalıklar yüzünden bildiğimizi, ölüm denen şer sayesinde yaşamanın tarih edilmez hazzının farkında olduğumuzu, kısacası kötülük olmassa iyiliğin hiçbir anlamı olmayacağını ve Allah’ın varlığı için tefekkür edemeyeceğimizi öne sürer. Kötülük olmasaydı tamamen iyiliğe programlanmış robotlardan bir farkımız olmayacağı; bu durumda ‘’Özgür İrade’’ kavramından da asla söz edilemeyeceği ve böylesi bir yaşamın hem kötülüklerin hem de iyiliklerin olduğu bir dünyaya göre daha tercih edilesi olup olmadığının çelişkisi de Teistler ve İslâmî düşünürler tarafından kötülük problemine karşı geliştirilmiş önemli bir sorudur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.