Rönesans Nedir? Rönesans Dönemi Tarihi


Rönesans hakkındaki literatürde bulunan bilgiler tarihe, sosyolojik durumlara, kültür tarihine, sanat ve mimariye kadar birçok alanı kapsamıştır. Bu durum çok büyük bir zenginliği göstermektedir. Rönesans Dönemi sürekli olarak çalışılan, yeniden üretilip yazılan, belli dönemlerde yeniden anlamlandırılan, yeniden inşa edilen, satılan ve sunulan bir tarih dönemi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Rönesans Dönemi Nedir?

Rönesans Dönemi’nde başlamış olan ve Rönesans tarihi ile ilgili olan ilişki 19. Yy da yeniden çok kuvvetli olarak canlılık göstermiştir. Bu ilgi sadece 19. Yy tarih salınımı ile kalmamış edebiyattan resme kadar yayılmış dönemde yaşamış olan sanatçı ve edebiyatçıların İtalya’ya yaptıkları gezilerine kadar yansımıştır.

Modernliğin kaynağı araştırıldığında oluşum sürecinde ki tartışmalar modernliğin başlangıç noktası olarak Rönesans’ı göstermektedir. 19. Yy modern tarih yazımından günümüzün sosyal bilimlerine, felsefeden sanata ve uygarlık tarihine kadar yaygın olan bilgi Rönesans’ın modernliğin başlangıcı olduğudur. Bu açıklamaların yaygınlık kazanması gerçekliğini de ortaya koymaktadır.

Rönesans nedir?
Rönesans nedir?

Rönesans Dönemi’nin gelmesi ile birlikte karanlık ve yoksulluğun hakim olduğu çağdan, hastalıkların yaygın olduğu dönem olan karanlık çağdan çıkılmıştır. Rönesans umudun yeniden yeşerdiği halkın arasında yeniden canlanmadığı yaşadığı dönemdir. Rönesans’ın modernliğin başlangıcı olduğuna bir diğer kanıt ise bu dönemde başlamış olan şehirde ki canlanma, endüstriyel alanda ki gelişme, siyasi ve düşünce de ki yeni üretimler, düzenli hayat ve siyasi arayışları olmuştur. Birkaç asır süren canlanmaya rağmen 16. Yy gelindiğinde ortalarına doğru Rönesans’ın ve Rönesans coğrafyasının yakalamış olduğu canlılık yitirilmeye başlanmıştır.

Bu çöküş ile birlikte coğrafya feodalleşmeye ve taşralaşmaya başlamıştır. Bu asrın başlangıcında Rönesans sona ererken İtalya bölgesi Haçlı seferlerinin daha sonrasında yakalamış olduğu siyasi ve maddi canlılığını ve bölgenin merkez olma şansını da kaybetmiştir. Bu sebepten dolayı Rönesans’ın ve dönemin İtalya’sının burada yer alan gelişmelerden dolayı modernliğin başlangıcına konulması tartışma konusu olmuştur. Sorunun tam olarak anlaşılması için dönemin tarihini incelemek gerekmektedir.

Rönesans Ne Demek?

Rönesans ile ilgili yapılan tarifler hem oldukça uzun bir geçmişe hem de geniş bir bilgiye dayanmaktadır. Rönesans kelimesinin kökü Fransizca’dır. Bunun haricinde Rönesans ile ilgili yapılan açıklamalar iki ayrı Rönesans anlayışı olarak ve iki ana dönem içerisinde de ele alınabilmektedir.

Bunlardan ilki 19. Yy döneminde ki Rönesans anlayışı ve ortaya koyduğu eser ve anlayışı ile bir diğeri 20. Yy Rönesans anlayışı olmuştur. Her iki döneminde de Rönesans anlayışı birbirinden değişik olduğu için bağımsız olarak ele alınmıştır.

19 yy. döneminin Rönesans anlayışı daha aydın tarihe sahip olmuştur. Ortaçağ’ın karanlık dönemine ait olan tüm zihniyet ve yaşayışına karşı çıkmışlardır. 19. Yy Rönesans anlayışı hem ortaçağ zihniyetinin karşısında yer alıp yeni aydın düşünceler ile beslenmiş hem de 19. Yy da ortaya çıkmış olan sistemli bir dünya yaratmak için batı egemenliğinin etkisinde kalmıştır.

Bu dönemde yer almış olan Michelat’ın ve Burckhardt’ın eserleri Rönesans döneminin oluşmasında ve temellerinin atılmasında büyük rol oynamışlardır. İki savaş arasında ki dönemde başlamış olan ve günümüze doğru gelen 20. Yy tarihi 19. Yy eleştirmiş ve ondan daha üstün daha nesnel ve tartışmaya açık daha üst bir dil ortaya koymuşlardır. Bu dönemde hem 19. Yy ait olan aydınlanmacı dilde olan arınma çabası hem de 20. Yy ait olan yepyeni bir okuma ve düşünce biçiminde ki arayış ortaya çıkmıştır.

Bu durum sürerken 19. Yy da hakim olan yaşayış ve düşüncenin tamamen bırakıldığını söylemek yanlış bir düşünce olur. Yaşanılan durum daha çok vazgeçmenin ötesinde yeniden onarma yapılandırma yeni koşullara uygun hale getirme olarak düşünülebilir.

Rönesans Anlamı ve Özellikleri

Rönesans isminin açıklamasına yönelik yapılan açıklamalar Rönesans anlayışının gelişmesi ile paralel olarak yeni ve farklı anlamlar kazanmıştır. İlk etapta yalnızca Avrupa kültürü içinde Ortaçağ’ın hem biçimsel hem de manevi olarak değişimi baz alınmış ancak daha sonralarında Michelet ve Burckhardt’ın etkisi ile daha kapsamlı bir tanımı yapılmıştır.

Rönesans için ortaçağın dogmatik düşüncesine bir tepki olarak insanın ve dünyanın yeniden keşfi, dinden uzak olarak bireyin ortaya çıkması anlamını taşımaktadır. Günümüzde Rönesans kelimesine yeni anlamlarda katılmıştır. Siyaset ve politika, iktisat, teknik gibi açıklamalar da dahil olmuştur. Bu durum ile birlikte Rönesans için artık sadece Ortaçağ karşıtı ve İtalya merkezi olması tanımlamasının dışına çıkılmıştır.

Rönesans’ın terim anlamı yeniden doğuş ve yeniden diriliş anlamına gelmektedir. Daha 14. Yy. ortasından itibaren dönemde yaşamış olan aydınlar yeni ve aydın bir çağın oluşumunu istemiş ve bu doğrultuda imgeler kullanmışlardır. Bu şekilde yeniden doğuş isteği ve düşüncesi İtalya’da Giotto zamanında ortaya çıkmıştır.

Rönesans’ın ayırt edici olan bir diğer özelliği de birçok alanda ki değişimi yeniden canlandırmayı hedef alması ve taklit edilmenin somutlaştırılması olmuştur. Rönesans’ı 3 temel dönem olarak ele almak mümkündür. Bunlar başlangıç dönemi, olgunluk ve zirve dönemi, çöküş dönemi olarak 3 ayrı süreçtir.

Rönesans 14. Yüzyıl döneminde Dante ve Giotto ile ortaya çıkmış olan 15. Yüzyılda klasik miras ile ilişkilendirilen, zarafet ve estetik kaygının giderek önemli bir hal kazandığı olgunluk dönemine girmiştir. Ve bu dönem tam anlamı ile zirveye ulaştığı dönem olmuştur. 16. Yüzyıla gelindiğinde ise yaşanılan İtalya savaşları ile, o dönem zenginliğin ve cazibenin merkezi olan Fransa İspanya gibi ülkeler İtalya’ya saldırmaya ve müdahale etmeye başlamışlardır. Bunun doğal bir neticesi olarak İtalya eski gücünü kaybetmeye bunalım ve çözülüm dönemine girmeye başlamıştır.

İtalya adeta dağılma dönemini yaşarken ve bu süreci başlatan ülkeler Fransa ve İspanya olduğundan İtalya da ki etkileşimin ilk başladığı ülkeler bunlar olmuştur. 16. Yüzyılda İtalya Rönesans döneminde her ne kadar eski önemini ve gücünü korumaya çalışsa da eski fiili olan tüm gücünü yitirmiştir.

Rönesans’ın Nedenleri

  • Hem Arap eserlerin hem de Arapça’ya tercüme edilmiş olan Antik Mısır ve Roma dönemine ait olan eserlerin yeniden tercüme edilip yayınlanması.
  • Matbaanın gelişmiş olması bu dönem için çok önem taşımaktadır. Çünkü matbaa sayesinde bilim ve düşünce tarzları yaygınlık kazanmıştır
  • Pusulanın gelişmiş olması ile birlikte yeni yerler keşfedilmiştir. Yeni yerlerin keşfi ile zenginleşen dönemin insanları sanat gibi alanlara daha fazla ilgi duyup destek olmaya başlamışlardır. Sanata destek veren insanların oluştuğu bir sınıf oluşmuştur.
  • Orta Doğu’yu hedef alan Haçlı Seferleri düzenlenmiştir.
  • Endülüs Emevileri’nin bırakmış oldukları miras ve Avrupa ile etkileşim halinde olduklarında dolayı Avrupa kıtasına yeni kültürün yayılması sağlanmıştır.
  • 1374 ve 1351 seneleri arasında tüm Avrupa’yı sarmış olan, daha çok kemirgen hayvan olan farelerden yayılmış olan veba hastalığı döneminde papa yazdığı mektubunda kedinin içerisine bir şeytanın girdiğini ve bundan dolayı tüm kedilerin yakılması gerektiğini ifade etmiştir. Bunu sonucu olarak evlerinde kedi besleyen insanlar ve papanın sözünü dinlemeyenler kurtulmuştur. Bu durum papanın aldığı kararların sorgulanması gerektiğini ve insanların özgür düşünce ortamı istediklerini bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Rönesans’a Etki Eden Düşünceler

  • Yeryüzünde yeni yerlerin keşfedilmiş olması yeryüzünü daha ilgi çekici ve daha fazla araştırma yapmaya değer kılmıştır.
  • İnsanlar elde ettikleri güçleri ile büyük işler ortaya koyabileceklerinin farkına varmışlardır.
  • Gerçeğin güzel olduğu ve bu anlayış doğrultusunda yaşanılan dünyanın o kadar güzel olduğu keşfedilmiş ve kendi dünyalarının onlara yetebileceğini başka dünyalara ihtiyaçları olmadığının farkına varmışlardır.
  • Hümanizm eski anlayışından farklı olarak bireysel hümanizm anlayışı hakim olmaya başlamıştır.
  • Sekülerizm düşüncesi

Rönesans’ın Maddi Kaynakları

Haçlı Seferleri

Her türlü mağduriyetin tüm batı coğrafyasını etkisi altın aldığı uzun ortaçağ döneminin aşılabilmesi arayışları Haçlı seferlerinin hemen öncesinde yaşanmaya başlamıştır. O dönemin toplumlar arasında ki ilişkide hakim olan mevkinin işgal etmiş olan İslamiyet’in merkezinin karşıtı olsun, Batı gölgesinin doğusunda yer alan Bizans’a karşı olsun batılı olan değişim ve girişimler birazda bu arayışın bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Haçlı seferleri hiç vakit kaybetmeden birbiri ardına gerçekleşmiş ve uzun bir tarihte karşımıza çıkmaktadır. Ortaçağ’ın karanlık ve dogmatik döneminden kaçışın en büyük sebebi olmuştur Haçlı Seferleri. Haçlı seferi fikrinin ortaya çıkması esnasında Avrupa’da uzun yıllardır devam eden kargaşa, açlık, fakirlik, toprağın azalmasından kaynaklanan kıtlık ve bu sıkıntıların sebep olduğu büyük bir kaos ortamı hakim olmaktadır.

Haçlıları durmadan ilerlemeye zorlayan Fransa ve Hollanda’nın aşağı derecesinde olan asalet sınıfında ortaya çıkmış olan toprak açlığıdır. Bu ülkelerde yaşayan köylülerin en büyük arzusu sıkıntı içerisinde boğuştukları topraklarından kurtulup zenginlikleri ile adeta efsaneleşmiş olan ülkelere kaçmayı arzu etmişlerdir. Kilisenin öncülük ettiği çağrı ile doğunun zenginliği cezbedici olmuştur. İncil’de geçen ve doğunun zenginliğinden bahseden altınlarla kaplı sokaklar, sokaklarında bal ve süt akması fakirlik ve açlık içerisinde olan halk için efsane zenginliğe sahip olan doğu topraklarına gidip yerleşme çok büyük bir hayal olmuştur.

Doğudaki Medeniyet

Doğu şehirlerinde ki medeniyet ve refah seviyesi ülkelerine giden haçlıların dostlarına anlattıkları hikayelerde yer almaktadır. Haçlı seferleri ile birlikte Akdeniz’de hakimiyet kuran İslam Devletleri’nin sebep olması ile ticaret yollarının oldukça dışında kalan Avrupa maddi olarak köşeye sıkışıp boğulup kalmıştır.

Haçlı seferleri ile Doğu Akdeniz bir yandan bir yandan Avrupa ticaretine açık hale gelmiştir. Doğu ticaretinin sunmuş olduğu imkanların başında başta Rönesans olmak üzere en başta batı olmak üzere her alanında canlanma, nefes alma ve gelişme yaşanmıştır.

İtalya ise tam anlamı eski şaşaalı günlerine geri dönmüştür. Uzun bir süre boyunca nakit paranın iyice azaldığı batıda, doğunun altın paraları iyice emilmiş ve batının ekonomisine katkısı sağlanmıştır. Haçlı seferleri ile doğu ticaretinde yakalanmış olan arada ki ilişki, coğrafi konumu ve buna bağlı olarak gelen iktisadi rahatlama, politik ve estetik alandan başlayıp bir dizi gelişmeler yaşanmıştır.

Rönesans’ın politik ve maddi temeli haçlı seferleridir. Bu seferler ile doğuyla etkileşim halinde olunmuş ve bir dizi imkanlara sahip olunmuştur. Bu imkanlar sadece İtalya ile sınırlı kalmamıştır. İlerleyen zaman içerisinde kuzeyi de beslemiştir. Flandre ticaretin merkezi olarak yükselişe geçerken Fransa’da 13. Yüzyılda katedraller asrı olarak bilinecek olan dönemine giriyordu.

Rönesans Mimarisi

Haçlı seferleri ile birlikte Avrupa doğu ticaretine direk olarak dahil olmuştur bunun sonucunda iki alanda imkan ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki 13. Yüzyılda büyük dini başyapıtların asrın katedrali ismini almasıdır. Bir diğeri ise şehirlerde ki canlanmanın özellikle de Rönesans’ın etkili olduğu İtalya’da yaşanan gelişimdir.

Büyük dini yapıtların, katedrallerin inşaatında 13. Yüzyıl döneminde ciddi bir artış görünmektedir. 1200 senesinden sonra Fransa’da, İngiltere’de, İspanya’da, Almanya’da birçok katedral yapılmıştır. Avrupa coğrafyasında yaşanan bu katedral patlaması halen dinin etkili olduğunu gösterirken diğer yandan da zenginliği ve bunu kamuya açık alana taşıması olarak da değerlendirilmektedir.

Rönesans mimarisi
Rönesans mimarisi

Bu sürecin aynısı İspanya ve Portekiz sömürge sisteminin Amerika ve Hindistan’a ait olan zenginliklere el koyması ile bir kere daha yaşanmıştır. Sömürge sistemi olan başarılı dönem içerisinde küçük şapellerin büyük ve gösterişli katedrallere dönüşümü görülmüştür. Yüksele yeni başyapıt katedraller Ortaçağ kilisesinin tüm özelliklerinden çok daha başka özellikler sergilemektedir.

Önceki yapılara göre çok daha gösterişli ve görkemli ölçüler ile hazırlanmıştır. Eski kiliseler olabilecek kötülüklere karşı ve yaşanabilecek saldırılara karşı halkın sığınak olarak kullanabileceği şekilde tasarlanmışken yeni katedraller cennetin yeryüzünde ki tasviri olabilecek şekilde tasarlanmıştır. Yeni yapılan ve adeta başyapıt olan katedraller cennetin yani başka ir dünyanın küçük tasvirini insanlara sunuyordu. İnci ve pahalı mücevherler ile donatılmış olan katedraller görenlerde büyük bir beğeni uyandırıyordu.

Doğu ticareti ile yakalanmış olan yeni coğrafi konum zenginliği getirmiş. Buna bağlı olarak zenginlik gücü ve kuvveti, güçte ihtişam ve zarafeti beraberinde getirmiştir. Oldukça uzun sürmüş olan ortaçağ dönemi içerisinde derin bir nefes alma, canlanma ve yenilenme imkanı yakalamıştır. 19. Yüzyılda Rönesans için söylenmiş olan kapı aralanmış ve derin bir uykudan uyanılmış ve gökyüzü adeta yeryüzüne inmiştir. Batı yeniden canlanıp yeniden doğuş evresine girmiştir.

Kentsel Gelişme

Kuzeyli halkın Roma İmparatorluğu üzerinde ki baskısı ile yıkılış her yerde başlamış, her yerde gerileme ve daralma baş göstermeye başlamıştır. Kentsel yaşam tamamı ile silinme noktasına gelmiştir. Ortaçağ döneminde şehirler artık bir kale ve bir sığınak olarak kullanılmıştır.

Rönesans’ın hemen öncesinde Avrupa genel haritasına bakıldığında üzerine serpiştirilmiş manastır, şatolar ve oldukça az köylü nüfusun oluşturduğu kıtada ibaret olduğu görülmüştür. Fakir köylü yaşamdan kurtulma ve kırsalın baskısından kaçma fırsatını haçlı seferleri ile yakalamışlardır.

12 ve 13. Yy da özellikle İtalya coğrafyası üzerinde yoğunlaşmış olan yaşanılan dönem içerisinde en dikkat çekici olay olarak karşılanmış olan kentsel gelişme Haçlı seferlerinin etkisi ile birlikte Avrupa’da ve Ortadoğu’da ticaretin büyümesine sebep olmuştur. Haçlılar batı ülkeleri ile birlikte doğu arasında köprü kurup büyük bir ticaret ortamı yaratmışlardır.

İtalya’da şehirlerinde ki canlanma ve gelişme ilk olarak bu temellerin üzerinde başlamıştır. Rönesans da bu kentlerde ki gelişim ile gelişenlerdendir. Venedik, Cenova, Floransa gibi şehirler maddi kazançlarının temelini doğu ticareti ile atmışlardır. Rönesans sanatını ve mimarisini bu noktalara getirip besleyen hiç tartışmasız doğu ticareti olmuştur. Kiliseden dukalığa, silah yapımından şehrin güzelleşmesi için ihtiyaç duyulan her şey doğu ticaretinden kazanılan paralar ile olmuştur.

Rönesans Dönemi Sanatçıları 

İtalya’da başlamış olan ve zaman içerisinde tüm Avrupa kıtasına yayılmış Rönesans döneminde birçok sanatçı ve başyapıt ortaya çıkmıştır. Rönesans Fransa ülkesinde sanat olarak, Almanya ülkesinde dini resimler ve tablolar olarak, İngiltere ülkesinde edebiyat olarak, İspanya’da edebiyat ve tablolar olarak gelişim göstermiştir. İtalya’da ortaya çıkan Rönesans ile Antik Yunan ve Roma döneminde yapılmış olan Tacitus, Sophokles, Domosten, Platon, Çiçero, Virgil’e ait olan eserler yeniden gün yüzüne çıkarılmıştır.

Bu dönemde İtalyan fikir adamlarından olan Machiavelli ve Tasso bu dönemde gelişip bu döneme damgasını vuran eserler ortaya koymuşlardır. Machiavelli’nin bu dönem içerisinde yapmış olduğu Prens isimli eseri oldukça meşhurdur. Ressam sanatında kendini geliştirmiş olan Rafael, heykeltraş ve mimarda olan Leonardo da vinci ve Mikelanj da bu dönem de yetişmiş olan ünlü sanatçılardandır.

Fransa edebiyat ve fikir alanında Rönesans’ın merkezi İtalya’yı geçmiştir. Ronsard, Montaigne, Rebelais, Pierre Loscot, Jean Bullant, François Clouet Fransa’da yetişmiş olan ünlü sanatçılardır.

Almaya’da diğer ülkelere göre daha çok din alanında değişimler yaşanmıştır. Almanya’da hakim olan hümanizm döneminde Erasmus, Röklen, Luther, Albrecht Dürer yetişmiştir.

İngiltere daha çok tiyatro sanatı ile gelişim göstermiştir. Shakespear, Cervantes, Velasquez gibi sanatçılar İngiltere’den çıkmıştır.

Hollanda’dan ünlü ressam Rembrandt bu akımın öncüsü olmuştur. Polonya’da Kopernik bu akımın öncüsü olduğu gibi dünyanın güneşin etrafında döndüğünün de bilimsel olarak açıklamasını yapmıştır. Rönesans döneminde ortaya koyulmuş olan eserler hala Avrupa kıtasında görülmektedir. Ressamların ve heykeltraşların dönem içerisinde yapmış oldukları eserler hala müzelerde sergilenmektedir.

Rönesans’ın Entelektüel Kaynakları

Haçlı seferlerinden elde edilen zenginlik Rönesans’ın maddi kaynaklarının temelini oluşturmuştur. Doğu ülkeleri ile girilmiş olan yeni ilişkilerde bölgede yaşayan Müslümanların etkisi ile kentsel, endüstriyel, estetik olgularda ve manevi bir değer sağlamıştır.

Rönesans’ın yükselmiş olduğu entelektüel ortamın sağlanmasında Bizans’ın, Endülüs’ün bırakmış olduğu etki ile birlikte Haçlı seferinin etkisi olan İslamiyet dünyasıyla da doğrudan bir etkileşim içinde olunmuştur. Rönesans döneminin hemen öncesinde yer alan skolastik düşünce tarzı dönemin tüm entelektüel yaşamını kuşatmıştır. Giderek fakirleşme sürecinde ki halk ve birkaç din adamının eline kalmış olan kiliseler büyü yapmanın muska yazmanın ana merkezi haline dönmüştür.

Gidişatın bu kadar kötü olmasına rağmen hiç umulmadık bir anda bir atak gelişmiş ve her şey tam tersi yönüne dönmeye başlamıştır. Batı dünyasının kendisinin dışında İslam dünyası ile de kurmuş olduğu ilişki bu değişimin sebeplerinden biri olmuştur. Endülüs’ün mirası ve haçlı seferlerinin sebep olduğu İslam dünyası ile etkileşim batı dünyasının daha da gelişmesini sağlamıştır. Bu gelişim sadece üretilmiş olan zenginliğe el koyma, doğu ticaretine direk olarak katılmanın kazandırmış olduğu iktisadi payın daha ötesindedir.

Rönesans resim sanatının, sanatın her dalının ve mimarinin geliştiği yükselişi yaşadığı ve dönemin kendini bulma yolunda aldığı yolun başlangıcında yer alan ve besleyici bir tesiri olan Bizans sanatını karşımıza çıkarmaktadır.

Haçlı seferleri ile karşılaşılmış olan Bizans sanatı batı sanatını en çok besleyen unsurlardan biri olmuştur. Dönemin İtalya’sında sanat Bizans’a dönük olarak gelişim göstermektedir.  Dönemde yaşamış olan İtalyan sanatçılar esinlenmek ve kendilerine rehberlik etmeleri için Paris’ten daha çok İstanbul’u incelemişlerdir. İstanbul İtalyan sanatçılar için bir esin kaynağı olmuştur. Bir tesirin ve etkinin ötesinde resim sanatında ve mimaride bir atılımın sağlanabilmesi için de bir ilişki olmuştur.

Rönesans’ın Özellikleri

Antikiteye Yöneliş

Rönesans’ın özelliklerinin en başında geleni ve en ayırt edici olanı antikiteye yöneliş gelmektedir. İşin aslına bakıldığında Rönesans’ın eski çağ ile bir ilgisi olduğu bulunmaktadır. Ve bu antik miras ile farklı alanlarda bir ilişki kurulmasının söz konusu olduğu bilinmektedir. Ancak farklı ortamlarda da olsa klasik eserlere olan ilgi varlığını orta çağ döneminde de devam ettirmiş, Roma döneminin yazarlarının üslupları taklit edilmiştir.

Kilise örgütlenmesi hiyerarşik yapıdan unvanlara kadar Roma imparatorluk örgütlenmesi üzerinden gerçekleşmiştir. Bu şekilde Kilise Roma’yı sürdürmeye devam etmiştir. Rönesans dönemi eski çağ dönemine ait olan antikitenin düşünce ile oluşturulan eserlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir eser değildir.

Rönesans’ın esas temelinde ki oluşum toplumlar arasında oluşan etkileşimden kaynaklanmaktadır. Yeni oluşturulan şartlarda İtalya’nın yakalamış olduğu bu mevki için bir temel oluşturma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Aranılan bu temel eski çağın mirası ile yakalanmaya çalışılmıştır. Rönesans’ın başlangıcı ile birlikte ortaçağ döneminin öncesine ait olan miras kültürü daha da önem ve değer kazanmıştır. Mirası muhafaza edip koruma anlayışının yerine eskiden olduğu gibi aynı olarak devam etmesi anlayışı hakim olmuştur. Yeni ortaya çıkan bu akım ile birlikte İtalyan halkının eski çağa ait olan mirası kabullenmesi sahiplenmesi ve onlarla bir etkileşim içinde olması 14. Yüzyılda Rönesans ile mümkün olmuştur.

Doğu ticareti ile tam anlamı ile canlanmış olan şehirler gelenek anlayışının dışında yeni bir arayış içerisine girmişlerdir. Yenilenip canlanmış ve güçlenmişlerdir. Yeni ortaya çıkan cumhuriyetler ile halk köylü yaşamı geri bırakmak ve kilisenin sunduğu hayat tarzından uzak kalmak istemişlerdir. Ortaçağ dönemi ise artık kendini muhafaza etme döneminden çıkmış yakalamış olduğu güç ve kuvvet ile yeni politik konumun peşine düşmüştür.

Antikiteye Yönelişin Nedenleri

Antikiteye yöneliş konusunda iki temel sebep bulunmaktadır. Bunlardan ilki maddi olarak oldukça güçlenen halkın önünde koca bir engel olarak duran kilisenin düşünce tarzı. Bir diğeri de büyük ve efsanevi Roma İmparatorluğu gibi olma onun gibi güçlü olma çaba ve arzusu olmuştur.

Antikitenin iki ana kolunu oluşturan Roma ve Yunan’dan kalma miras ile de arasında olan etkileşim farklı olmuştur. Eski çağ dönemine ait olan mirasın Yunan mirası ile arasında ki etkileşim daha sınırlı olmuştur. Eskiçağ dönemine ait olan mirasın önünde ki bir engel de mirasın hem bütününe hem de bire bir haline ulaşılamamış olmasıdır. Bire bir oluşundan ziyade daha çok eskinin taklidi ve benzerini yeniden yapma şeklinde bir etkileşim söz konusu olmuştur. Dönemde yaşamış olan yazar ve sanatçılar antik dönemin başyapıt ve eserlerini sadece üslup yönü ile taklit edebilmişlerdir.

Bunun en büyük sebebi bu eserlerin yaşanılan o döneme kadar sadece parça parça olarak varlığı koruyabilmiş olmasıdır. Endülüs mirası ile girilmiş olan ilişkini yanı sıra haçlı seferlerinin sebep olduğu yakın doğu ile temas sonucu İslam dünyası ile de etkileşim olmuştur. Buna bağlı olarak Yunan metinleri ile ilişki kurma ve onlar üzerinden yeniden üretme sorunlu olmuştur. Söz konusu olan metinlerin İslam dünyası ile etkileşimi sınırlıdır. Yapılan tercümeler ile metinlerin kendisi ile ilişki kurulmasının da ihtimali yoktur.

Batı dünyasında Yunan ve Roma dünyası ile ilişki kurabilme ancak 19. Yüzyılda mümkün olmuştur. Bunlar baz alındığında Rönesans için klasik olan ilgisi yeni bir ilişki kurma, kilisenin karşısında yer alarak din dışında ki kaynaklar ile kendisini ifade etme, kendisini o dönem ile eşleştirme ve yeni kimliğini orda bulma çabası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Roma İmparatorluğu Olmak

Yunan mirası ile olan ilişki Roma mirası ile kıyaslanınca çok daha sınırlı kalmıştır. Tarih yazarlığı, mimari ve birçok alanda Roma gibi olma düşüncesi hakim olmuştur. Bu sebepten dolayı yeniden doğuş ile Roma’yı eski haline getirip canlandırma söz konusu olmuştur. Roma mirası ile olan ilişki Roma’nın o günkü konumuna ve onu yakalamaya yönelik bir arzu olmuştur.

Politik ve iktisadi hayatta ki canlanma geleneğin dışında yeni arayışların oluşumunu sağlamıştır. Hemen hemen her kent kendisini bir yeni Roma olarak tanıtmıştır. Dini otoritenin merkezi olan kilise ve de şatolar artık bu özelliğini yitirmiş ve yerine canlanmış olan kentler gelmiştir. Bu kentler çok kısa bir süre içerisinde düşüncenin, politikanın ve ticaretin ana merkezi haline gelmişlerdir.

Mitoloji ve Rönesans

Bu şehirlerde hakim olan güçler kendilerini asilzade ve halkın temsilcisi vasfı ile görmekteydiler. Kendi kurduklarını meclislerini antik çağ döneminin senatosu ile aynı seviyede tutmuşlardır. Rönesans’ın anlamında ifade edilen yeniden diriliş tabiri Büyük ve efsanevi Roma’nın yeniden dirilişinden dolayı o şekilde anlatılmıştır. Dönemde yaşamış sanatçılar büyük bir heves ve çaba ile Roma’nın eski ruhunu ve şanını yeniden diriltmek için Klasik olan mitolojik hikayelerden ve öykülerden esinlenmişlerdir. Ve bu hikayeler alt tabakanın çok hoşuna gidip büyük bir beğeni almıştır. Hayran kalınmış olunan Roma ve Yunan mitolojisi halk için güzel vakit geçirdikleri hikaye ve öykülerden çok daha öte bir durum olmuştur.

Bu durumlar yaşanırken bir yandan da güç ve ihtişam ile mevkii kazanmış olan ailelerin soyları Roma’nın ünlü ailelerinin soylarına bağlanmaktadır. Roma’ya duyulan saygı ve değer giderek artmaya devam etmiştir. Roma döneminden kalma o dönem yapılmış olan heykelleri toplamak onlara sahip olmak dönemde yaşayanlar tarafından moda haline gelmiştir. Eskiçağ dönemine ait edebiyata da ilgi büyük olmuştur. Heykelciliğin bu denli gelişmesinin yanı sıra resim sanatı da büyük bir gelişme göstermiş ve portre resim hepsinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır.

Floransa’nın, Venedik’in ve İtalya’nın diğer kentlerinin kendi tarihlerini yazma çabası Roma tarihinden model alınıp o şekilde yürütülmüştür. Dönemin eserlerinde dahi Roma’nın politik ve askeri başarılarının taklit edilmesi yada bunlar baz alınarak düzenlenmesi gerektiğinden bahsedilmiştir. Döngüsel olarak tarih anlayışı insancıl tarih yazarları tarafından gündeme alınmış yeniden Roma gibi olabilme ihtimalinin üzerinde durmuşlardır.

Kilise Eleştirisi

Yaklaşık bin yıl sürmüş olan orta çağ dönemi boyunca dinin temel noktası olan kiliselerin batı kimliğinin en güç koşullarda sürdürülebilmesi için hem maddi hem de manevi olarak bir rol üstlenmiştir.

Sadece ideolojik rolü yoktur kilisenin, bunların dışında üretimden toplumsal hayatta ki görevine kadar birçok faaliyette yer almıştır. Hristiyanlık batının kimliği ile kilise tarafından sürdürülmüş ve faaliyetlerine devam etmiştir. Toprağın üretime açılması ancak kilisenin faaliyetleri ile olmuştur. Buna bağlı olarak yoksul halk kilisenin toprağı açması ile doymuştur.

Güçlü ve büyük manastırlar hem bir direniş merkezi hem de güvenli bir sığınak olmuştur. Devlet faaliyetlerini kilisenin aracılığı ile sürdürmüş, imparatorluk kilise düşüncesinin ayakta kalması için varlığını devam ettirmiştir. Bu sebepten dolayı kilise ortaçağ döneminin Roma’sı ve onun mirasçısı olduğu söylenebilmektedir.

Rönesans dönemine gelindiğinde görülmüştür ki Haçlı seferlerinin ideolojisinden çok daha uzak sivillerin giderek güçlendiği bir döneme girilmiştir. Bu duruma bağlı olarak da kilise önemini giderek kaybetmeye başlamıştır. Ne kadar güçlü görünmeye çalışırsa çalışsın eski önem ve değerini yitirmiştir. İçten içe çürümeye başlamıştır.

Kilise Karşıtlığı

Dante’den beri edebiyat sanatında ve tarihte kendini ortaya çıkardığı gibi İtalyan halkın kilise din adamlarına duymuş olduğu öfke ve kin ile ilgili birçok etüt bulunmaktadır. Boccacio’nun eseri olan Dekameron’da kilise din adamlarının nasıl bir zor durum içerisinde yer aldığını anlatan sayısız hikaye ve öykü bulunmaktadır.

Yeni kurulan ilişkiler ortaya çıkan şehir cumhuriyetleri yükselişe geçen yeni bir oluşum olan sivil papaların oluşturmuş olduğu engeller sebebi ile İtalya için bütün bir politika geliştirilememiştir. Kilise tamda bu noktada siyasi eleştirilerin tam merkezinde yer almıştır.

İlk olarak Dante’nin daha sonrasında ise Machiavelli’nin karşıt olduğu papalık görüşünün tam kaynağı da burası olmuştur. Machiavelli’nin döneminde İtalya büyük bir kaosun ve iç çekişmenin içerisinde yer almaktadır. Hem iç çekişmeyi yaşamış hem de yabancı devletlerin etkisi altında kalmıştır. Bu zorlu olan sürecin aşılması oldukça zorluydu. Machiavelli bu sürecin aşılabilmesi ile ilgili olarak kanayan yaradan demiri çıkarmak olarak betimleme yapmıştır. Machiavelli’ye göre yaşanılan bu kaos ve iç çekişmenin ana nedeni papalık düşüncesidir. Kilise eleştirisi sadece sivil halk güçleri ile de sınırlı değildir.

Ortaçağ Koşullarında

Rönesans ile birlikte yakalanmış olan yeni politik mevkiler toplumun tüm mertebesine ulaşmış ve hemen hemen hepsinde büyük bir canlanmaya sebep olmuştur. Yepyeni fikirler, yeni eğilimler, yeni tarzlar ve yeni uygulamalar oluşmuştur.

Michelet’in değimi ile genç ve dinamik fikirler bu canlanma ortamında serpilip filizlenme imkanı bulmuştur. Ancak bu serpilme ve filizlenme sıçrama şansını yakalayamamıştır. Bu sebepten dolayı Rönesans modern hayatın gelişim sürecinde ortaçağ koşullarının ve kalıplarının içerisinde kalıp oranın içinde canlanma ve serpilme dönemini yaşamıştır.

Rönesans dönemi tüm canlılığına ve tüm çabalara, tüm resimlerin, tüm suretlerin, tüm şehirlerin çiçekler ile bezenmesine, iktisadi ekonomiye dönüşmesine ve yeni tarz yönetim şekline rağmen ortaçağ dönemi koşullarının içerisinde ki bir canlanma girişimi olarak yer almıştır.

Rönesans’ın Çöküşü

Rönesans döneminin tam olarak başlangıcı ve nihayete erdiği tarihleri ile ilgili net bir tarih vermek oldukça zor olmuştur. Çeşitli araştırmalar sonucunda 1300 yüzyılında Rönesans’ın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Nerede ne zaman ve nasıl son bulduğu net olmamak ile birlikte Rönesans’ın akıbet çizgisi bu bilinmeyen sorular ile birlikte çatallanmıştır. Bazı araştırmacı bilim adamlarına göre 1520 senelerini Rönesans’ın sona erdiği yıllar olarak kabul ederken bazı araştırmacılarda 1600 1620 ve 1630 senelerini Rönesans’ın bitiş tarihi olarak görmüşlerdir.

On altıncı yüzyıl döneminin başı ile birlikte Rönesans döneminin İtalya’sı ve şehir cumhuriyetleri tam olarak çökme dönemine girmiştir. Canlılık sağlandığı dönemde sağlanan birikim, kuvvet, güç ve saygınlık Rönesans’ın hem bu yüzyıla hatta daha da sonrasına yayıldığı doğrultusunda açıklamaları ortaya çıkarmıştır. Somut bir şekilde yaşanan ise İtalya bölgesinin şehir cumhuriyetlerinin kentlerin, kiliselerin ve de en önemlisi sanatın çöküşe geçtiği dönem olmuştur.

Sanat döneminde manerizm oluşmaya başlarken kilise ve din adamları yaşadıkları sıkıntının daha ötesinde meydan okumaların karşısında yer almaya başlamıştır. Şehirler hızlıca gerilemekte ve yeniden feodal düzel oluşmaya başlamaktadır.

Çöküş dönemini besleyen iki olgu bulunmaktadır. Bunlardan ilki mevcut olan zenginliğin dış güçler tarafından bir çekim olarak görülmesi ve buna bağlı olarak birbirinin arkasından gelen önce İspanyol daha sonrasında ise Fransız istilalarının oluşmasıdır, yapılan yağmalar ve tahribatlar şehirlerin çöküş sürecini daha da hızlandırmıştır.

İkinci olgu ise Rönesans dönemi İtalya’sının hem siyasi hem de maddi temelini oluşturan doğu ticaretinde Ümit burnunun yeni keşfine bağlı olarak Hindistan’ın da keşfedilmiş olmasıdır. Hindistan’ın keşfi ile birlikte Amerika kıtasının keşfi gerçekleşmiş ve buna bağlı olarak eksen kayması oluşmuştur.

Rönesans İtalya’sı

Rönesans döneminin İtalya’sı kuzey Avrupa o dönem içerisinde hala daha ortaçağ fakirliğini yaşarken İtalya ciddi bir zenginliğin ve refah seviyenin içerisinde olmuştur. 16. Yüzyılın başlarında İtalya yabancı halk tarafından egzotik bir ülke olarak görülmektedir. İtalya hem zenginliği ile, gelişmiş olan şehirleşme yapısı ve yüksek refah seviyesinde ki yaşayışı ile kuzeylilerin ilgisini çekmiştir. 15. Yüzyıldan sonra İtalya yeni bir keşif ve istila alanı olarak yer almıştır.

Dönemin en büyük olaylarından biri olan İstanbul’un fethi ile birlikte eski düzenin sonunu, feodalizmin sonunu ve ortaçağın sonunu getirmek için yeni arayışlar ortaya çıkmıştır. Bunar olurken bir yandan Osmanlı engelini ortadan kaldırıp yeni ortaya çıkan Hindistan yolunu bulma çabaları hız kazanmaya devam ederken bir yandan da batının içerişimde oluşan kaynaşmalar yoğunluk kazanmıştır.

Köylü Oyunları

Köylülerin yapmış olduğu ayaklanmalar, reform ile ortaya çıkan kilise tartışmaları ve yükselişe geçen yeni politik merkezlerin birbirleri ile aralarında ki çekişme 16. Yüzyıla adeta damga vurmuştur. 15. Yüzyılın sonlarına doğru başlamış olan ve 16. Yüzyıl döneminin ilk çeyrek dönemine yayılmış olan saldırılar, taşralığın uzun vadede devam etmesinin ve Rönesans’ın çöküşünü hızlandıran ana sebep olmuştur.

Bütünü ile ele alınan bir siyasetin geliştirilmesi ile iç kargaşa ve yeni iktisadi kazanç sağlayan yolların bulunması bu süreci daha da hızlandırmıştır. Rönesans çöküş dönemindeyken yayılma evresini de yaşamıştır. Çöküş ve yayılma evreleri iç içe geçmiştir. Burada yayılma olarak bahsedilen bulgu bilinenin aksine bir güç otoritesinin etkin olduğu alanda ki genişlemesi ya da hakimiyeti değildir. Söz konusu olan yayılma İtalya’da üretilmiş olan ürünlerin yayılması ve İtalya’da yaratılmış olan zenginliğin yaratılması olarak yorumlanmaktadır.

Rönesans’ın başlangıcı itibari ile İtalya’da başlamış olan yeni teknikler, yeni tarzlar, yeni ve farklı yöntemler, yeni geliştirilen kurumsal uygulamalar ve yapılan seyahatler ve süren saldırıların hız kazanması ile birlikte Rönesans ürünleri de batının gelişmekte olan yeni merkezlerine doğru yol almıştır. Rönesans’ın yayılmasında ki tartışmanın ana sebebi Ümit Burnunun keşfedilmiş olmasına bağlı olarak yeni baharat yollarının ortaya çıkması ve Amerika kıtasının da keşfine sebep olmasıdır. Sömürge ile beslenenler için batıda yeni bir politik ve iktisadi kaynakların olduğu merkezler ortaya çıkmıştır.

Rönesans’ın Önemi

Rönesans topluların arasında ki etkileşimden meydana gelmiştir. Bu etkileşim ile birlikte yeniden doğuş, yükselişe geçme ve canlılık kazanma ortaya çıkmıştır. Rönesans hem tarihten hem de tarihin sebep olduğu ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Bu etkileşim sağlayan bulguların bir araya gelmesi ile bir anlam kazanmış yine bu bulguların sonuçlarına göre çöküş dönemine girmiştir.

Ortaçağ döneminin karanlık döneminden kurtulmak için çeşitli yollar aranmış ve haçlı seferleri bunun sonucunda ortaya çıkmıştır. Haçlı seferleri ile birlikte İtalya bölgesi doğu ticareti için doğrudan etkileşim kurabilme fırsatını yakalamıştır. Rönesans dönemi İtalya şehir cumhuriyetlerinin doğu ticaretine direk olarak katılmasına bağlı olarak elde ettiği imkanların temelinde yükselişe geçen politik ve maddi canlanma hali olmuştur.

Toplumlar arasında ki ilişki ve etkileşim yalnızca maddi imkanların kazanıldığı bir bulgu değildir. Her alanda ve her yönü ile maddi ve manevi olarak bir beslenme dönemi yaşanmıştır. Doğu’da ki ülkeler ve batının doğusunda yer alan Bizans ve de doğu ülkeleri ve son olarak Endülüs mirası ile olan etkileşim İtalya bölgesinde tüm medeni gelişmelerde, tüm zirai faaliyetlerde ve tüm üretim tekniklerinin geliştirilip yenilenmesinde, yeni iktisadi kaynakların kullanımının temel kaynağını oluşturmuştur.

Düşünce dünyasını besleyen akıl, zihin ve doğa yeniden gündemde ki yerini almıştır. Rönesans dönemi karşılıklı olarak farklı imkanların ortaya çıkışını ve bu imkanların beslemesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Rönesans dönemi aynı zamanda maddi olarak ve manevi olarak tüm beslenmelere karşın bir yerde de eldeki imkanları yeniden değerlendirme yeniden inşa etmek anlamına da gelmektedir. Rönesans büyük bir başarı olarak tarihte ki yerini almıştır.

Bundan sonra ki süreçte modernliğin gelişim aşamasında yeniden tekrar edecek olan bir özelliktir. Yani Rönesans’ı sadece olan zenginliğe el koyma ya da ondan beslenme olarak düşünmemek gerekmektedir. Kendisinin de ürettiği ürünlerden toplumlar arasında ki etkileşimin seyrini değiştirecek olan siyaset üretmeye kadar devam eden bir güce sahiptir.

Rönesans’ın Sonuçları

Rönesans döneminin belirgin olan özelliklerinin başında antikiteye yönelmesi ve klasikleşmiş olan miras ile arasında bir ilişki kurma çabasıdır. Rönesans dönemi ile birlikte dinin merkezi olan kilise eski gücünü ve önemini yitirmiştir. Oldukça güçlü, ihtişamlı ve zenginliği ile birlikte kilise kendi kendini içerden çürütmeye başlamıştır. Yeni bir siyaset geliştiremediği gibi hem ortaya çıkan ihtiyaçlar karşısında yeni bir siyaset üretmemesi hem de olayların karşısında yer alıp engel oluşturması o dönem içerisinde büyük eleştiri konusu olmuştur.

Klasik olan kaynaklara yönelme Hristiyanlığın öncesinde olan dinin dışında ki kaynaklar ile bir ilişki kurma kiliseye yöneltilen eleştirilerin temelinde yer almaktadır. Klasikleşen miras ile ilişki kurmanın ikinci temel sebebi de Roma’ya duyulan özlem ve onun gibi olma çabasıdır. Rönesans dönemi eskiçağ döneminin ve antikitenin düşünce başyapıtlarının bir araya getirilip toplanması ile ortaya çıkmış bir şey değildir.

Antikitenin iki ana damarı hem Roma mirasından hem de Yunan mirasından çok daha başka olmuştur. Eskiçağ dönemine ait olan mirasın Yunan ayağı ile arasında ki etkileşim belli bir seviyede kalmıştır. Çok köklü çalışmalara dönüşememiştir. Rönesans dönemi incelendiğinde bu dönemin Yunan mirası ile sınırlı olmasına karşın Roma mirasına benzemek ve onun gibi olabilmek için daima örnek alınmıştır.

Roma İmparatorluğu Olmak

Yeniden canlandırılmak istenen esasında Roma İmparatorluğudur. Bütün yönü ile özel duyulan Roma’dır. Rönesans dönemi belli bir dönemden sonra batının tamamına yayılma özelliğini taşısa da merkezi olduğu ülke olan İtalyan’dır esasında. Olgunluk çağına ulaşan Rönesans bu dönemde yayılma dönemini de yaşamıştır. Rönesans dönemi ile birlikte yakalanmış olan maddi ve entelektüel birikim, yüksek refah seviyesi İtalya’nın cazibe merkezi olmasını sağlamıştır.

İtalya savaşları ile başlamış olan yayılma dönemi, İtalya’da yaşanan savaşlar Avrupa’da ki diğer merkezi yerlerin İtalya’ya saldırıları sonucunda şiddet giderek artmıştır. Yayılma ve çöküş döneminin yaşanmasının iki ana sebebi bulunmaktadır. Bunlardan ilki mevcut olan zenginliğin diğer devletler tarafından bir çekim olarak görülmesi ve buna bağlı olarak İspanya ve Fransa istilalarının ortaya çıkması olmuştur. Bir diğeri de doğu ticaretinde keşfedilmiş olan Ümit Burnu ile yeni ticaret yolu Olan Hindistan’ın bulunması ve Amerika’nın keşfidir.

Kısaca rönesans’ın Sonuçları

  • Rönesans ile kilisenin baskısı sona ermiş ve yeni bir dönem olan modernleşme çağına geçilmiştir.
  • Eğitime oldukça önem verildiğinden eğitimde ki seviye giderek yükselmeye devam etmiştir.
  • Kilisenin dogmatik ve karanlık düşüncesini ifade eden skolastik düşünce tamamen yıkılmıştır.
  • Kilisenin skolastik düşüncesinin yerine pozitif düşünceler, bilimsel düşünceler hakim olmuştur.
  • Ortaya çıkmış olan reform hareketleri hazırlanmıştır.
  • Bilimde ve teknik gelişmelerde ki gelişim hızlanmıştır.
  • Ekonomi ve iktisadi alanlarda yeni ve farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır.
  • Avrupa’da sanatı seven sanatı destekleyen ve en önemlisi sanattan zevk alan ayrı bir halk sınıfı oluşmuştur.
  • Yeni düşünce biçimlerinin yayılması ile birlikte kiliseye duyulan saygı ve güven azalmıştır.
  • Kiliseye duyulan güvenin azalması ile birlikte din adamlarının halkın üzerinde olan hakimiyeti ve otoritesi temelden sarsılmıştır.
  • Avrupa kıtasının her alanında her yönü ile güçlenmesi Rönesans ile olmuştur.
  • Aydınlanma dönemine zemin hazırlanmıştır
  • Kilise din adamlarının önemlerini yitirmesinin bir sebebi de kağıt ve matbaanın kullanılması ile kutsal kitap İncil farklı lisanlara tercüme edilmiş bu durumda da din adamlarına duyulan gereksinim ve güven azalmıştır.
  • Skolastik düşüncenin ortadan kalkması ile yerini deney ve gözlem ile yapılan ve aklın sınırları içerisinde değerlendirilebilen bilimsel anlayış ortaya çıkmıştır.

Kaynaklar;
https://www.livescience.com
https://courses.lumenlearning.com
https://en.wikipedia.org
https://www.ancient.eu 


Arkadaşlarınızla paylaşın!

66
66 noktalar

0 yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EnglishTurkish