Son Akşam Yemeği Ne Anlayor? Sırları ve Hikayesi


Son Akşam Yemeği Leonardo Da Vinci’nin en az Mona Lisa kadar ünlü, tarihin en önemli eserlerinden birisidir. Son akşam yemeği, (The Last Supper) bir tablo değil, duvara çizilmiş bir fresktir. İtalya’nın Milano şehrinde bir kilise olan Santa-Maria delle- Grazie’nin yemek salonunun duvarına 9,10X4,20 boyutlarında yapılmıştır.

Yapıldığı dönemde olduğu kadar halen günümüzde de büyük ilgi görmeye devam etmektedir. Bir çok kişi tarafından sevilse de bir o kadar kişi tarafından da nefretle karşılanmıştır. Günümüz kültürünü etkilemeye devam ettiğini bir çok eşyanın üzerine resmedilmesinden anlayabilmekteyiz. Öyle ki, bir çok belgesele, kurgu romanlarına ve filmlere konu olmuş böylece popülaritesi daha da artmaya devam etmiştir.

Hz İsa’nın havariyle son akşam yemeğini tasvir eden bir resmin Santa-Maria delle- Grazie kilisesinin rahiplerin yemek yediği salona yapılması düşünülmüş ve yapımı 1495 ve 1498 yılları arasında Leonardo Da Vinci tarafından gerçekleşmiştir.

Son Akşam Yemeği Nasıl Yapıldı?

O dönemde freskler için yaygın olan yöntem ıslak sıva üzerine boya yapılması şeklindeydi ancak Leonardo Da Vinci bu geleneksel anlayışı reddetti. Reddetmesinin asıl gayesi daha canlı renklere sahip olma anlayışıydı. Leonardo Da Vinci ayrıntılarda mükemmeliyeti sağlayabilmek için kendi tekniğini icat etti ve Tempera adı verilen boyaları kullanıp, nem olayının önüne geçebilmek için de özel bir astar geliştirdi.

Resim sanatının kırılma noktası olan Tempera Tekniği de  denilen bu yöntem, Batı Resim Sanatı’nın değişimin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Esasında bu çalışmayı Leonardo Da Vinci’den önce Giotto, Andrea del Castagno, Ghirlandajo gibi önemli ressamlara da götürmüşlerdir. Bu ressamların her birinden ayrı çalışma alınmış fakat hiçbirinin anlayışı, sanat gücü bu eseri anlatacak kadar kuvvetli değildi. Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği adlı eserinde görülüyor ki, resim alanında geleneğe bağlılığı büsbütün koparmış, abartma olayına yer vermemiş , taklitten tamamen uzaklaşmış, psikolojik anlamda gözlem ve yaratıcılığa dayalı bir realizmi ortaya çıkararak sıçrama yapmıştır.

Ancak bu yöntem bir anlamda başarısız olmuştur. Yapımından yaklaşık 50 yıl sonra boya çürümeye ve pul pul dökülmeye başlamıştı. O dönemlerde yapılan restorasyon işlemleri durumu daha kötü hale getirmiş ve eser eski ihtişamını kaybetmeye başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı ile yapılan bombardımanlar neticesinde eser kalıcı eserler almış ve bu durumdan yaklaşık 40 yıl sonra 1980 yılında çok uzun sürecek bir restorasyon çalışması başlatılmıştı. Yapılan bu son restorasyon çalışması 20 sene kadar sürmüştür.

Son Akşam Yemeği Tablosunun Hikayesi

Hz İsa’nın Roma İmparatorluğu askerlerince yakalanmasından önce on iki havarisi ile yediği son yemeği resmetmektedir. Bu resim aslında İncil’inbir sahnesidir. İncil’de Matta 26:14-25  geçen kısmı incelersek resim hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabiliriz.

Hamursuzun ilk gününde Havariler sofranın nerede kurulacağını sordular (Hamursuz: Yahudilerin her yılın 7 ve 13 Nisan tarihleri arasında mayasız bir ekmek türünü yiyerek yapmış oldukları bir ibadet şeklidir)

İsa onlara yemek yiyecekleri yeri söyledi. Akşam olduğunda herkes o evde toplandı. İçlerinde on iki havariden biri olan Yahuda İskariot’da vardı. Otuz gümüş karşılığında  İsa’yı öldürmek isteyen rahiplerle İsa’yı ele vereceğinin sözünü vermişti.

Son akşam yemeği tablosu canlandırması.
Son akşam yemeği tablosu canlandırması.

Hep birlikte yemek yedikleri vakit Hz İsa şöyle der: “Size diyorum ki, aranızdan biri beni ele verecek

Bu duruma üzülen havariler tek tek Hz İsa’ya “Ben miyim ?” diye sormaya başlarlar.

Hz İsa : “Benimle birlikte şaraba ekmek banan biri, bana ihanet edecek. Tanrı’nın oğlu olduğu alnına yazıldığı için gidiyor ama Tanrı’nın Oğlu’ na ihanet edecek kişinin başına gelecekleri bir düşünün! Hiç doğmamış olsa onun için daha iyi olurdu.

O arada Yahuda İskaryot “Ben miyim?” diye sorduğunda Hz İsa “kendi ağzınla söyledin” der.

Resimde Yahya’nın başını İsa’nın göğsüne yaslar pozisyonda , Yahuda İskariot’un ise diğer havarilerden uzakta masadan kalkacak şekilde olduğu görülmektedir.

Bu sahnede görülen en önemli kısım ise İsa’nın havarilerine şarap ve ekmek ikram ettiği bölümdür. İsa ayağa kalkarak şükür duasını etmekte ve sonrasında elindeki ekmeği bölüp havarilerine pay etmektedir. O sırada da “Alın yiyin. Bu benim bedenimdir” der.

Ardından şarap içer ve onlara da verirken “Alın! Bu benim kanımdır” der.

Son Akşam Yemeği Ne Anlatıyor?

Resme serbestçe bakıldığında, nereye gözünüzü çevirirseniz çevirin Hz İsa’nın gözlerinin sizi takip ettiğini göreceksiniz. Havarilerle yapılan bu son yemek sahnesinde ortaya çıkan kompozisyon insanı rahatsız etmemekle beraber rahatlatıcı bir hava katıyor.  Resme bakıldığında uzun bir masada İsa’nın sağına ve soluna ikişer  ve üçer halde küme şeklinde dizilmiş havarileri görürüz. Daha önce de bu yemek üzerinde çalıştığını söylediğimiz ve adını yukarıda verdiğimiz ressamlar sadece İsa ve havarilerini yan yana resmetmekten öteye geçememişler, olaya bir ruh katmamışlardı.

Leonardo Da Vinci’nin eserine baktığımızda ise o anı nasıl yansıttığını ve farkını ortaya nasıl koyduğunu rahatça görmekteyiz. “İçinizden biri beni ele verdi” cümlesindeki işleyişi ve havarilerin “O ben miyim?” sorusuna cevap arayışlarını bu resme baktığımızda görebiliyoruz. Hz İsa’nın üzgün bir şekilde önüne bakması, el ve kolların hareket halinde oluşu ve bunun gibi bir çok detaya kendinizi bakmaktan alıkoyamıyorsunuz. Şüphesiz bunlar Leonardo Da Vinci’nin ortaya koyduğu eşsiz perspektif ve kompozisyonla mümkün hale gelmiştir.

Ayrı bir özelliği ise oran ve orantının mükemmel uygulanmış olmasıdır. Bu sebeple sanat tarihinin belki de en meşhur eseri diyebiliriz. İsa’ nın merkez olarak kabul edildiğini düşünecek olursak resmin her köşesine eşit mesafede olduğu görürüz. Yaklaşık uzunluğu 9 m. yüksekliği de 5 m. olan bu eserde havarilere baktığımızda ufak ip uçları sayesinde  kim olduklarını anlayabiliyoruz.

Son Akşam Yemeği Tablosunun Sırları

Resme bakıldığında sanki bir zaman tüneli görürüz. Hz İsa çarmıha gerildikten sonra  yanından bir dakika bile ayrılmayan ve resimde Hz. İsa’nın göğsüne kafasını dayamış halde görülen Yuhanna’nın çoktan yas içinde olduğu görülür. Aynı zamanda diğer havarilere oranla resimde daha yaşlı biri şeklinde resmedilen Aziz Petrus’un elinde bir bıçak tuttuğu görülür. Akşam yemeğinden kısa bir süre sonra Hz İsa’yı almaya gelen Roma’lı askerlerden birinin kulağını kestiği bıçaktır bu. Resimde koyu tenli bir yüzü tam olarak belli olmayan bir figür görülür. Bu kişinin Yahuda İskariot olduğunu elinde tuttuğu gümüş keseden anlaşılmaktadır.

Son akşam yemeği tablosu - Leonardo da Vinci
Son akşam yemeği tablosu – Leonardo da Vinci

Resimde başka bir figür olan bir parmağı havada olarak resmedilen Şüpheci Thomas’ı da görürüz. İncil’e göre Hz İsa çarmıha gerildikten ve öldükten üç sonra tekrar dirilmiştir. Dirilen İsa havarilerinin yanına gitmiştir ancak Thomas orada değildir. Havarilerin “İsa’yı gördük” şeklindeki söylemlerine inanmamıştır. Thomas havarilere dönerek “Onu görmedikçe, elindeki çivi izlerine dokunmadıkça, karnındaki yaraya parmağımı batırmadıkça sizlere inanmam” demiştir.

İsa bir gece sonra yeniden geri gelerek Thomas’a “Buraya gel, ellerime bak! Parmağını karnımdaki yara batır, şüpheci olma, inançlı ol” demiştir. Buradan yola çıkarak Leonardo Da Vinci’nin yer ve mekan kavramlarını bir bütün olarak bizlere sunduğunu söyleyebiliriz. Leonardo burada İsa’nın ağzından dökülen kelimelerin havarilerinin ruhlarında uyandırdığı tepkimeleri, yüz ve beden hareketlerinde göstermeye çalışarak o anı bizlere en güzel şekilde yaşatmayı amaçlamıştır.

Leonardo Da Vinci Aynalama Tekniği

Leonardo Da Vinci bazı resimlerinde aynalama yöntemi kullanmıştır. Aynı yöntemi Son Akşam Yemeği adlı eserine de uyguladığı görülmüş ve bizlere bir çok açık ipuçları bırakmıştır. Resimdeki masaya bakıldığında sadece sağ tarafta düğüm olduğu görülürken sol tarafında ise yoktur. Sol tarafında neden olmadığına yıllarca kafa yorulmuş ancak bunun sonradan bir ipucu olduğu ortaya çıkarılmıştır. Ancak aynalama yöntemi uygulanıp resim ters çevrildiğinde eserin yeni bir boyut kazandığı Leonardo Da Vinci’ nin resme kendisini sakladığı görülmüştür. Sanat dünyasına heyecan veren bu keşif sayesinde Leonardo Da Vinci’ nin ne kadar büyük bir deha olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Zaten bu kadar keskin ve büyük bir zekaya sahip birinin dışında  bu resmin yapılabilmesi mümkün değildir.

Yine aynalama yöntemi uygulandığında Hz İsa merkez nokta olarak ele alınıp kullanıldığında ellerini iki yana açmış avuç içleri görünen boynuzları belirli şekilde belli olan birinin olduğu ortaya çıkarılmıştır. Leonardo Da Vinci’ nin dini görüşü net olarak bilinmemekle beraber belki şeytan figürünü burada uygulamış olması onun ne derecede inandığının bir kanıtı da olabilir. Bu tarz sırların bu eserin içinde saklanmış ve sonradan gelen nesillerin bu ayrıntıları ortaya çıkarmış olması bu esere olan ilginin ve popülerliğin artmasına neden olan faktörlerdir.

Başka bir hikaye

Leonardo Da Vinci Son Akşam Yemeği’ni yapmaya başlamadan önce bir sürü fikir aklına getirmiş, nihayetinde iyiliğe temsil eden İsa ile kötülüğü temsil eden Yahuda’ yı tasvir edebilmesi için model arayışı içine girmiştir. Kilise korosunda şarkı söyleyen bir genci İsa’yı betimlemesi için kendi atölyesine davet etmiş ve sayısız taslak çizmiştir. Aradan üç yıl geçmiş ancak Son Akşam Yemeği hala tamamlanmamış durumdadır. Leonardo Da Vinci, Yahuda karakteri için günlerce model  aramış en sonunda yol kenarında kaldırıma yığılmış vaziyette, sarhoş, üstü başı tırtık, yaşından daha yaşlı görünen genç birini bulmuştur.

Yardımcıları sayesinde genç adamı atölyeye getiren Leonardo Da Vinci, adamın yüzünde beliren inançsızlığı, günahı ve kibri resmetmeye başlamıştır. Leonardo işini bitirmeye yakın olduğu sırada sarhoşluğun etkisinden kurtulmaya başlayan genç uyanmış ve duvardaki harika resmi görmüştür. Şaşkınlık ve ağlamaklı bir ses tonu ile “ Ben bu resmi daha önce görmüştüm” der. Şaşkınlık içinde kalan Leonardo, “Ne zaman?” diye sorar. Genç adamda “Bundan üç yıl önce, elimdekini ve avucumdakini kaybetmeden önceydi. Bir ressam, kilisenin korosunda ben şarkı söylerken yanıma  gelip İsa’nın yüzüne modellik yapmamı istemiş, beni atölyesine davet etmişti. İşte o zaman görmüştüm” diye karşılık verir. Leonardo Da Vinci, Yahuda’yı çizdiği adamın yüzünde İsa’ yı çizdiği adamın yüzünü görmüş ve böylece iyiyle kötünün yüzü aynı olmuştur.

Tablo Hakkındaki Fikirler

Resim hakkında bir çok fikir ortaya atılmış olsa da bir varsayım olmaktan öne geçememiştir. Resme bakıldığında bize göre sol tarafta görülen kişinin aslında havarilerinden olan Yuhanna değilde Magdadalı Meryem olduğu fikirleri ortaya atılmıştır. Yine resme bakıldığında İsa ile Magdadalı Meryem arasına bir boşluk görülmekte olup, birçok kişi boşlukta görülebilen kalp figürünün  aslında aralarındaki gizli olan ilişkiyi tasvir etmesi amacıyla Leonardo Da Vinci tarafından kasıtlı olarak yapıldığı söylenmiştir. Ayrıca bu ilişkiden bir çocuğun dünyaya geldiğini söyleyenler olsa da  bazıları daha ileri giderek kutsal bir obje olan kutsal kadehin aslında bu çocuk olduğu yönünde fikirler ortaya atmıştır. Ünlü yazar Dan Brown da, “Da Vinci’ nin Şifresi” adlı kurgu olan romanında bu fikirleri alıp eserinde yayınlamıştır. Bu düşünce yapısı, Hristiyan dünyasında büyük bir olumsuz tepkiyle karşılanmıştır.

Magdadalı Meryem, İsa’ya ilk inanlardan olup aynı zamanda takipçisir. Markos ve Yuhanna’nın yazdıkları İncillere göre İsa, ölüp gömüldükten sonra dirilmiş ve onu gören ilk kişi olmuştur. Hristiyanlık dininde her yılın 22 Temmuz günü Magdadalı Meryem Günü olarak kutlanılmaktadır. Kendisi azize olarak kabul edilmektedir. Resme bakıldığında gerçekten kadına benzer bir figür olduğunu görülmektedir. Ancak bu durum Magdadalı Meryem olduğunu ispatlamadığı gibi sanat tarihçilerinin büyük bir çoğunluğu tarafından bu fikir “küçük düşürücü” ve “istismar edici” olarak yorumlanmıştır.

Eser asırlar boyunca bir çok kes restorasyona tabi tutulmuş, ilk görüntüsünden uzaklaşmıştır. Sonradan restore eden sanatçılar Yuhanna figürünü belki de daha genç gösterme çabasına girmiş olabilirler ya da Leonardo Da Vinci İsa ve Yahuda figürlerinde olduğu gibi bir kadın model kullanmış olabilir. Sonuç olarak Leonardo Da Vinci, bu resimde İncil kitabında geçmekte olan bir bölümü resmetmeye çalışmıştır ve buradaki karakterin Magdadalı Meryem olması fikri İncil’ de geçen metinlerle ters düşmektedir. Bu yüzden mantıksızdır.

Normal İncil’ de bu düşüncelere yer verilmezken Gnostik İncil’ de ise İsa ile Magdadalı Meryem arasında kuvvetli bir bağ olduğu görüşü vardır.

Colombia Üniversitesi’ nden David Rosan, bu resmi şu şekilde tanımlar: “Resim, genetik bir hastalıkla dünyaya geldi, ömrünün ilk yıllarını sakat olarak geçirdi, zaman geçtikçe yatalak kaldı, günümüzde ise yoğun bakımdadır.

Son Akşam Yemeği Tablosunun Geçmişi

Kişiliğin parçası haline gelmiş olan “yenilikçi biri olma” ilkesi Leonardo’nun en büyük parçası haline gelmişti. O yeniliklerden çekincesi olmayan büyük bir dehaydı. En büyük, en ünlü eserlerinde bile bu yenilikleri denemekten vazgeçmemişti. Ancak ne var ki; Son Akşam Yemeği üzerinde denemiş olduğu yenilik, önlenemez şekilde yok olmasına engel olamamış gibi görünüyor.

Normalde bu tür bir duvar resmi ıslak zemine uygulanır. Yani sıva atıldığında ressam hemen duvarı boyamaya başlar ve böylece resim zemine güzelce işlenmiş olur. Leonardo Da Vinci ise ıslak zeminin kurumasını bekleyerek üzerinde çeşitli kimyasallar kullanmıştı. Leonardo belki de resmin uzun süreceğini biliyordu bu yüzden kuru zemin üzerine yapmayı düşünmüştü.

Resimde ortaya çıkan dahiyane fikirler belki de uzun zamanını almıştı ne de olsa ıslak zemin üzerine yapılan bir resmin hemen uygulanması  gerekiyordu. Mükemmelliği denemek isteyen Leonardo, zamanla yarattığı şaheserin sonunun bu olacağını düşündüğü fikrine kimse inanamaz zaten. Ancak görünen bir gerçek var ki;  hava almayan, gözeneği olmayan bu boya tabakası iklim şartları, sıcaklık ve nem gibi faktörler gibi nedenlerden ötürü bozulmaya yüz tuttu. Bu resmin tahribat yaşamasının en büyük sebeplerinden biri de Santa-Maria delle- Grazie kilisesinin mutfağının duvarında olmuş olması. Mutfakta hazırlanmakta olan yemeklerden çıkan sıcaklık ve nem en büyük darbeyi vurmuş olmalı.

Zamanla meydana gelen bu olumsuzlukların önüne geçebilmek için kuru havlu ya da bezlerle resim üzerindeki nem alınmaya çalışılmış, bu yeterli gelmeyince de resmin havasını alabilmek için resmin boyalı olduğu duvara kapı açılmış. Bu açılan kapı da maalesef resimdeki bazı figürlerin ayak çizimlerinde tahribata yol açmış. Yapılan bu çalışmaların faydası yok denecek kadar az. Resmi yapan Leonardo Da Vinci, seneler sonra Milano’ya tekrar geldiğinde eseri görmüş ve bu kısa sürede oluşan tahribatı görünce çok şaşırmış. Ne de olsa kendisi üstün bir dâhiydi ve denemeden olmazdı.

Kaynaklar;
https://en.wikipedia.org/
https://www.britannica.com/
https://www.leonardodavinci.net/
https://blogs.getty.edu


Arkadaşlarınızla paylaşın!

77
77 noktalar

0 yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir