Thomas More ve Eşsiz Ütopyası


Thomas More kimdir?

Thomas More 7 Şubat 1478 yılında İngiltere’de dünyaya gelmiş; yazar, devlet adamı ve hukukçudur. Aynı zamanda hümanizm akımının öncülerindendir. Anglikan Kilisesi tarafından “Aziz” olarak kabul edilmiş ve “Şehit” ilân edilmiştir. Buna rağmen onu dünya üzerinde bu kadar önemli yapan ve bu yazımıza da konu olmasını sağlayan mesele ise, siyaset felsefesi alanında Platon’un ‘’Devlet’’ inden sonra akla gelen ilk eser olan ‘’Utopia’’ yı kaleme almış olması. Öyle ki, yazdığı bu eserden sonra More’un Utopia’sı yalnızca bir kitabın özel adı olmaktan çıkmış, More sonrası örnekleri de içine alarak başlı başına bir edebi türe dönüşmüştür.

Image for post

Utopia nedir? Ne ifade eder?

İnsan, var olduğu günden bugüne kadar geçen zaman diliminde sürekli olarak başkalarıyla bir arada yaşama ihtiyacı hissetmiştir. Buda beraberinde bugün ‘’toplum’’ dediğimiz olguyu doğurmuştur. Günümüz şartlarında artık ne olursa olsun, doğrudan yada dolaylı olarak her işimiz için başkalarına muhtaç haldeyiz. Bu ihtiyaç halinin; iletişim, sorumluluk, haklara saygı ve güvenilirlik gibi şeyleri beraberinde getirdiği aşikar fakat bunun yanında bu ihtiyaç halinin bazı kimseler tarafından sömürülmeye müsait bir durum olduğunu da söylemek gerekir. Bu sömürülme durumu da toplumsal problemleri ortaya çıkartır ve buda bambaşka bir ihtiyacı doğurur. ‘’Mutluluk ve Rahat Yaşam İhtiyacı’’. ‘’Nasıl mutlu olunur?’’ veya ‘’Toplumsal mutluluğun formülü nedir?’’ tarzı sorular bu ihtiyaçtan kaynaklı olarak sorulmuştur hep. İnsanlık tarihine bakıldığında bu sorunun cevabının arandığı çeşitli yönetim biçimleri kendini gösterir. Bu yönetim biçimlerine alternatif olarak ütopyalarda, bahsettiğimiz sorulara cevap olma açısından büyük bir kaynak niteliği taşır. (Her ne kadar imkansız gözükse de.) Ütopyalar, özellikle siyaset ve devlet yönetimi adına insanlara çeşitli felsefi bakış açıları kazandırsa da yazılmalarının en büyük amacı yönetim şekillerini ve yöneticileri eleştirmektir. Rönesans ve Reform hareketlerinin başladığı çağda yazılmış olan Thomas More’un Utopia’sı da tam olarak bu sebepten dolayı karşımıza çıkmıştır. More’un yaşadığı dönemde İngiltere, Lord’ların zenginlik ve ihtişam içerisinde, bunun aksine halkın fakirlik ve sefalet içinde yaşadığı bir durumdaydı. Güçlü zenginler güçsüz fakirlerin bütün mal ve emeklerini sonuna kadar sömürüyorlardı. Buna karşın halk, hukuk dışı yollara sapıp, hırsızlık, yankesicilik vb. yapıyordu. Ya açlıktan ya da suç işledikleri için öleceklerdi. Böylesine kötü bir ortamda, adalet mekanizmasının başı olan ve kralın baş danışmanlığına kadar yükselen More için bu durum, bir adalet ve vicdan meselesiydi. Bu kadar yüksek görevlerde olmak bile bu durumu değiştirmiyordu. Bu çaresizlik karşısında, devlet adamlığını ve felsefesini kullanarak ‘‘ideal bir toplum’’ fikrini yazıya döktü.

Image for post

Thomas More nasıl bir ütopya kurguladı?

More’un kitabında bahsettikleri yaşadıklarının tam tersiydi. İdeal devlet yönetimini anlatırken en önem verdiği konu yalnızca belli bir kesimin değil, tüm halkın mutluluğuydu. Bunu sağlamanın yoluna da ilk olarak ‘’özel mülkiyet’’ kavramını yok etmekle başladı. Utopia’da özel mülkiyetin ve paranın yeri yoktur. Hatta insanlarda sahiplik duygusunun oluşmaması için insanlar yaşadığı evleri 10 yılda bir birbiriyle değiştirir. Aynı zamanda evlerde kilit bulunmaz, herkes istediği eve dilediği gibi girmekte serbesttir. Bu olay bize başta oldukça mantıksız ve bir o kadar da ürkütücü gelebilir ama tekrar etmekte fayda var, Utopia’da özel mülkiyet yoktur. Herkesin malı ortaktır. Hal böyle olunca kimsenin fazlasında gözü olmaz, kimse hırsızlık yapmaya ihtiyaç duymaz. Üretilen ve ithal edilen mallar, şehirlerin büyük pazarlarında halka ücretsiz bir şekilde sunulur. Herkes ihtiyacı kadarını alır ve kalan mallarsa o seneyi üretim konusunda diğer şehirlere nazaran daha kıt geçiren şehirlere yollanır. Peki parayı tümden mi reddeder Utopia’lılar? Hayır. Parayı ve değerli diğer madenleri savaş sırasında bir silah olarak kullanırlar. Altınlarla kendilerine kiralık savaşçılar kiralayıp savaşa onları yollarlar. Düşmanlarının memleketlerinin sokaklarında Utopia devletine ait mühürler ve çeşitli yazılar asarlar. Bu yazılarda düşmanlarının krallarını ve kralın devamından gelen kişileri öldürecek olanlara büyük ödüller verileceğinin vaadleri yer alır. Utopia’lılar genellikle savaşları paranın da gücünü kullanarak bu tarz akıl oyunlarıyla bitirmeyi amaçlarlar ve bu amaçlarına kavuştuklarında da düşmanları dahil kimsenin kanını dökmeden bunu başardıkları için kendileriyle övünürler. Zapoleteler adı verilen ulus Utopia’nın doğusuna beş yüz mil uzakta bir devlettir. Utopia’lıların aksine bu devletin en iyi ve tek bildiği şey savaşmaktır. Geçimlerini av ve talanla sağlarlar. Utopia’lılar yeri geldiğinde bu devleti de para karşılığında çeşitli işlerde kullanır.

Image for post

Utopia’da herkesin bir işi vardır. Boş duranlar hiç sevilmez. (Sağlıksal nedenlerden dolayı olanlar hariç.) En önemli geçim kaynakları tarımdır çünkü toprakları çok verimlidir. Halk kendini toprağın sahibi değil, çiftçisi, işçisi olarak görür ve bundan asla gocunmaz. MitolojikTanrılar ekibi olarak kitabı incelerken en makul bulduğumuz olay, Utopia’da tarımla alakalı günümüzdeki askerlik gibi iki yıllık bir ödevin bulunması. Buna göre her iki yılda bir büyük şehirlerde yaşayan halk toprağın verimli olduğu kırsallara gelerek burada tarımla alakalı eğitim alıyor. Toprağı işlemesini öğreniyor. Kendileri de bir sonraki yıl yeni gelenlere bu işi en ince ayrıntısına kadar öğretiyor. Ödevlerini bitirenler isterlerse toprakta kalıp çalışmaya devam edebiliyorlar. Günümüzde de böyle bir uygulamanın hayat bulması halk arasındaki sınıflaşmanın önüne geçebilir. ‘’Köylü-Şehirli’’ ayrımı ortadan kalkar. Evet ‘’Köylü, milletin efendisidir.’’ diyoruz ama bunu pratikte de deneyimleme fırsatımız olursa bu söz daha anlamlı hale gelecektir. Bunun yanında sofralarımıza gelen sebzenin, meyvenin yada diğer besin ürünlerinin ne çeşit zorlukluklarla üretildiğini doğrudan deneyimlemek, ‘’savurganlık’’ yada ‘’pişkinlik’’ gibi bazı kötü özelliklerimizi törpülememizi sağlayabilir.

Image for post

Suç dediğimiz olay genellikle insanların açgözlülüğünden, fazla para kazanma hırsından yada aç kalma korkusundan meydana çıkar. İnsanlar bu gibi sebeplerden dolayı suç işlemeye meyillenir. Utopia’da herkes herşeyden eşitçe yararlanabildiği için kimse yasalara karşı gelmeyi aklının ucundan bile geçirmez kaldı ki iki elin parmağını geçmeyecek sayıda az yasaları vardır Utopia devletinin. Diğer ülkelerde olduğu gibi sayısız hukuk kitaplarının yazılmasını sağlayacak ve oldukça karmaşık hukuksal yorumlara yol açacak kadar çok sayıda yasa bulundurmayı saçma bulur Utopia’lılar. Var olan az sayıdaki yasalar ise vatandaşların anlaması bakımından oldukça sade yazılmışlardır ve herkes oraya bakınca hak ve yükümlülüklerini anlayabilmektedir. Bu yüzden Utopia adasında dava vekillerine, avukatlara ve noterlere pek fazla iş düşmemektedir. “Bir insanın, ya okuyamayacağı kadar çok, ya da anlayamayacağı kadar şaşırtıcı ve karanlık yasalarla bağlanmasını, hak ve adalete aykırı bulur Utopia’lılar.’’ Herkesin gerektiğinde kendi kendini savunabilmesinin en büyük meziyet olduğunu da düşünürler aynı zamanda. Bir insanın kendini iyi veya kötü savunabilmesi için ‘’adalet’’, ‘’eşitlik’’, ‘’iyilik’’, ‘’kötülük’’, ‘’doğruluk’’ ve ‘’yanlışlık’’ gibi şeyleri hem kavramsal olarak iyi bilmesi ve iyi örneklendirebilmesi, hem de bu kavramları içselleştirip davranışlarına yansıtabilmesi gerekir. Bu ancak küçük yaştan itibaren uygulanan ahlaki bir eğitimle sağlanır ve bence eğitim sistemimizle alakalı sorgulanması gereken en önemli kriter budur.

Image for post

Thomas More esprili ve herşeyi tiye alan karakteri ile bilindiği ve ölümünün kitabında bahsettiği ‘’dinsel hoşgörü’’ kavramına tezat bir şekilde Katolik Kilise’sine bağlılığı yüzünden olması sebebiyle birçok düşünür tarafından eleştiriye maruz kalmıştır. Kimi eleştiriler oldukça mantıklı gözükse de biz yinede Utopia Devleti’nden öğrenilecek çok şey olduğunu düşünüyoruz. Utopia’lılara ait yasalar ve uygulamalar burda bahsettiklerimizden çok daha fazla ve kapsamlı. Bu yazı çok yüzeysel bir özet niteliğindedir. Dolayısıyla Utopia’lılara ait yasaların bütününü ve içinde yaşayan halkın benliğini daha iyi kavrayıp, bunu günümüz şartlarıyla kıyaslamak isteyenler bir an önce kitabı edinip okuyabilir. Onların uyguladığı yasaları bütünüyle hayatımıza entegre etmek gerçekten hayal olsa da en azından bunun için gayret etmek bile tüm halkımızın yaşam standartlarını olduğundan daha iyi bir noktaya getirecektir.


Arkadaşlarınızla paylaşın!

57
57 noktalar

0 yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EnglishTurkish