Toplumlarda Kurban Kesmenin/Vermenin Tarihi


Giriş

Biliyoruz ki bizi diğer canlılardan ayıran en temel özelliğimiz zekamız. İnsanoğlu, geçmiş yıllarda karnını doyurabilmek ve hayatta kalabilmek için zekasını kullanmak zorundaydı. Neredeyse elimizdeki tek silah buydu. Vahşi doğa, yırtıcılarla ve kan emicilerle doluyken; hayatta kalabilmek için gerektiğinde birlik olmayı sağlayacak ‘’hayali gerçeklikler’’ yaratmayı, gerektiğinde de yalan söylemeyi öğrenmemiz gerekiyordu. Özellikle çevremizde olup biten şeylere karşı bu yalanlara ihtiyacımız vardı. Çünkü anlamak, açıklamak ve izah etmek insanoğlunun hayatta kalması için kritik öneme sahip yetiler. Yaşadığı çevrede ne olup ne bittiğini anlamayan bir insan, karşılaştığı şeylere karşı önlem alamaz. Yırtıcı hayvan saldırılarının, göçlerin, kurak mevsimlerin, doğal afetlerin ve buna benzer çeşitli olayların yaşandığı bir dünyada tedbirli olmadan hayatta kalabilmek neredeyse imkansızdı.

Kurban Vermek Bir Tedbir Yöntemi miydi?

Zorlu şartlarda yaşayan atalarımızın hayatta kalabilmek adına doğayı iyi gözlemlediğini ve tüm şartları anlamaya çalışarak tedbirler almaya çalıştığını söyledik. Bazen öyle şeylerle karşılaşıyorlardı ki -o dönemlerde teknolojiye dair en ufak bir kırıntının bile bulunmadığını hesaba katarsak- bunlara karşı yapabilecekleri hiçbir şey olmuyordu. Örneğin volkanik patlamalar, yıldırım düşmesi ve deprem gibi olaylar o dönemlerde yaşayanlar için büyük bir sırdı. Yapısı gereği karşılaştığı herşeyin arkasında bir nedenselliğe giden insanoğlu için şüphesiz bu olayların da bir sebebi vardı. Fakat bu ne olabilirdi? Bunu yapan şey her ne ise kendisinden ayrı bir boyutta olduğu ve kendisini gözlediği kesindi. Muhtemelen her gün doğumunda ortaya çıkan güneş ve karanlık çöktüğünde onun yerine gelen ay, insanın yaptığı yanlışları bu ilahi güce tabiri caizse yetiştiriyor yada ispiyonluyordu. (O dönemlerde inanış bu yöndeydi.) Yaşadığı olayları anlamaya çalışırken insanın referans alabileceği tek yer yine kendisiydi. Bir yıldırım düştüğünde en kaba tabiriyle ‘’Sanırım şuanda birilerini kızdıracak birşeyler yaptım. Durduk yere böyle birşey yaşanmasının hiçbir anlamı olamaz.’’ diyen insanoğlu, yine kendisinden yola çıkarak bu kızgınlığı gidermenin ve kendisini izleyen bu ilahi güçle anlaşmanın yollarını aradı. Birisi tarafından iltifat duymak yada hediyeler almak kendi kızgınlığını geçiriyordu. Dolayısıyla kendisi de aynısını yaparak; bu olayları ona yaşatan şeye iltifatlar (dua) edecek ve hediyeler (kurban) verecekti. Verdiği kurbanlar sayesinde kendisinin ‘’ulu bir güç’’ tarafından korunduğunu düşünen insanoğlu, doğaya karşı artık daha özgüvenli yaklaşmaya başlayacaktı.

Geçmişten Günümüze Kurban Geleneği

Hemen hemen bütün dinlerde ve toplumlarda kurban ritüelinin altında yatan temel fikir; tanrıyla anlaşmak, onun gücünü kabullenme ve boyun eğme, onun taktirini kazanma gibi şeylerdir. Bu inanış devam ederken ilerleyen süreçte Eski Türkler; aynı zamanda doğada bulunan bütün varlıkların da bir ruha sahip olduğuna inandığı için, kaybettikleri klan üyeleri ve aile bireyleri için de kurban kesmeye başladı. Verdikleri kurban sayesinde atalarının ruhlarının mutlu olacağını ve oldukları yerde daha rahat edeceğini düşünürlerdi. Verilen kurbanlar ise genellikle kanlı ve kansız olmak üzere ikiye ayrılırdı. Kurban vermek Türk dilinin en eski sözlüğü Divan-ı Lugatit Türk’te ‘’yağış’’ olarak geçer ve yine aynı eserin belirli yerlerinde kurban kelimesi için ‘’ıdhuk’’ veya ‘’ıduk’’ ifadeleri kullanılır. Günümüzdeki ‘’adak’’ kelimesinin kökeni buradan gelmektedir. Savaş öncesinde de kurban kesme eylemini gerçekleştiren Türkler, bunu yaparak Tanrı’dan adeta zafer dilenirlerdi. Klanlar ve aşiretler arasındaki düşmanlıklar da genelde yaşlı bir arabulucunun kurban kanı dökmesiyle son bulur, kurbanın kanı dışında iki taraf arasında başka kan dökülürse Tanrı’nın buna çok kızacağına ve felaketler göndereceğine inanılırdı.


Arkadaşlarınızla paylaşın!

68
68 noktalar

0 yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EnglishTurkish